|
|
|
İç ve dış düşmana karşı Kurtuluş Savaşı verip ulusal eğemenllğe dayalı Türkiye Cumhurlyeti'ni kuran Atatürk, bağımsızlıkla özğürlüğe büyük önem verir . O, ''siyasal bağımsızlık''ı yeterli bulmaz, kendi deyimiyle, ''İstklâl-i tam'': ''her alanda bağımsızlık'' ister . Çünkü ''tam bağımsız'' olmayan uluslar , er geç siyasal bağımsızlıklarını da yitirirler . Bir ulusun gerçekten özgür, bağımsız olabilmesi için, dilde-kültürde bağımsız olması gerekir. Bu, bağımsızlığın önkoşuludur. Çünkü kafaca özgür olmayanların bağımsızlıkları temelsizdir.
İşte bunun için, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini sağlam bir kültürde gören Atatürk, ulusal eğitimin bütünlüğü içinde, dil tarih konularını önemle ele alır. Önce yazı değiştirlir; Türk toplumunda eğitimin yaygınlaşmasını, dolayısıyla, aydın-halk kesimlerini birleştirecek ortak kültür değerlerinin oluşmasını yüzyıllarca engelleyen ''eski yazı''nın yerine, eğitimi çok kolaylaştıran 'yeni yazı'' getirlir. Türk toplumunun eğitim sorununu çözerek bütünü ile aydınlanma sürecine girebilmesi için, işe buradan başlamaık gerekiyordu. Bu, ayrıca, bağımsız düşünceye geçebilmek için gerekliydi. Bunun için Falih Rıfkı, ''Dilde ilk şart,yazıyı değiştirmek ve Türk kafasını Arap kültür kaynaklarına esir olmaktan kurtarmaktı'' diyordu.
Türkçenin ses yapısına göre oluşturulan yeni yazı, dilin, yabancı öğelerden ayıklanıp arıtılması gereğini kendiliğinden gündeme getirir. Gerçekte bu, toplumun, Cumhuriyet yönetimi ile demokratikieşme sürecine girmesinin doğal bir sonucu, daha da önemlisi, Türk dilinin gelişebilmesinin vazgeçilmez ön koşuludur: ''Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz.'' Burada vurgulanması gereken ilginç nokta, Türk dilinin benliğine kavuşturulması konusunda bütün devlet örgütünün görevli kılınmasıdır .
Atatürk, Türk diline inanıyor; onun, yabancı dilierin boyunduruğundan kurtarılıp öz benliğine kavuşturulması durumunda, ileri bir uygarlık dili olarak gelişeceğini biliyordu, Ancak, devleti yöneten aydınlarımızın, Osmanlıca kullanma konusunda yüzyıların süreğenleştirdiği katı bir dil alışkanlığı vardı. İşte, Ulu Önder, yukarıdaki özlü sözü ile bu alışkanlıktan, kurtulunması gereğine değiniyordu. ''Ulusal kültür'' kavramını sık sık kullanan Atatürk, bu kavramla, yalnızca bir toplumun var ettiği geleneksel değerleri belirtmez; insan düşüncesinin ürünü olan bütün ulusal evrensel kültür değerlerini anlatmak ister . Bu, kültür'le uygarlığın bir görülmesindendir. Gerçekten Atatürk'e göre ''uygarlığı kültürden ayırmak güçtür ve gereksizdir.Ó Özellikle günümüzün bilime dayanan toplumlarında, kültür uy- garlık ikiliği kalkmıştır. Çağdaş toplum, uygarlığı da içine alan yüksek kültür değerleri ile yoğrulmaktadır. Yüksek bir kültüre, ancak köklü bir tarih, sağlam bir dil bilinci ile varılabilir. Bunun için Atatürk öncelikle tarih ve dil alanlarındaki çalışmaları bilimsel temele oturtup kurumlaştırmak amacıyla, Tarih ve Dil Kurumlarını kurdurur. Bu alanlardaki çalışmalara, öncü, yönlendirici, özendirici olarak doğrudan katılır. Ayrıca, her yil Meclis'i açış söylevlerinde bu konuya yer verir. 1934 yılı Meclis'i açış söylevinde, dil tarih alarılarındaki bilimsel araştırmaların iyi bir yola girdiğini şu sözlerle belirtir:
''Kültür işlerimiz üzerine, ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini, doğru temelleri üstürne kurmak, öz Türk diline, değeri olan genişiliği vermek için candan çalışılmakta olduğumu söylemeliyim. Bu çalışmaların göz kamaştırıci verimlere ereceğine şimdiden inanabilirsiniz.''
Kültür'' konusunda dil ile tarihin önceliği nedir? Bu iki alana, niçin özel bir önem verilrnektedir?
İnsan düşüncesinin bilim, sanat adına yarattığı ne varsa, hepsi dilin içindedir. Çünkü duygular, düşünceler dilin içinde oluşup gelişmektedir . Gerçekten, toplumun sürekli olarak inançlarının ürünü olan ulusal kültür değerleri gibi yüksek kültür değerleri de dilin içindedir. Bu değerlerin işlenip geliştirilmesi de, korunup kuşaktan kuşağa aktarılması da, dilin varlığına sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü bilgiyi, düşünceyi, bilimi, sanatı üreten, değiştirip geliştiren, çoğaltan, saklayan, ülkeden ülkeye, çağdan çağa aktaran dildir. Türk kültürünü yükseltmeyi amaçlayan Atatürk, Türk dilinin, ulusal bir nitelik taşımasını, ileri bir uygarlık dili olarak geliştirilmesini bundan ister .
Bir ulusun geleceğe güvenle bakmasınıda tarih bilincinin büyük etkisi var . Bu, geçmişte yarattığı kültür varlıklarıyla insanlığa ışık saçmış olan Türk ulusu için gerçekten büyük önem taşır. Ancak, ''ümmetçilik'' anlayışına dayanan ve daha çok savaşlara ağırlık veren eski tarihler Türk ulusunun bu niteliğini yansıtmıyordu. Batılı tarihçilerse, Türk'ü, uygarlık tarihinin dışında, yalnızca ''savaşçı bir kavim'' olarak gösteriyordu. Bu anlayış değiştirilmeli, Türk tarihi, İslam öncesinde uzak geçmişine doğru bilimsel yöntemlerle araştırılıp yazılmalıydı:
''Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şumullü medenlyetlere de sahip olmuştur . Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur . ''Türk ulusunu yükseltip çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracak gençlerimize, ancak bu yolla sağlam bir tarih bilinci verilebilirdi. Türk kültürü ancak böylece sağlam bir geçmişe dayanarak çağdaş uygarlık değerlerine güvenle açılabilirdi. Kültürün başlıca öğelerinden biri güzel sanatlardır. Güzel Sanatlara çok önem veren Atatürk, ''Ulusal kültürün her çığırda açılarak yükselmesini, Türkiye Cumhuriyet'inin temel dileği olarak sağlayacağız.'' der. Yüksek kültürün en belirgin göstergesi, evrensel ölçülerde sanat yapıtlarıdır . Eğer bir ulus, güzel sanatların türlü dallarında evrensel ölçülerde yapıtlar ortaya koyabiliyorsa, yüksek kültüre varmış demektir.
Atatürk'ün ülküsü ise bu düzeyi de aşmak, Türk ulusunu, tüm ulusların önünde yürür görmektir; '' Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.'' Kısacası Atatürk'ün biricik amacı, Türk ulusunu, sağlam bir geçmişe dayanan güçlü kişiliğinin bilincine erdirmek; onun, çağdaş uygarlığın yaratıcıları arasında yer aldığını görmekti. Bize düşen, Ata'nın çizdiği yoldan giderek bu amacı gerçekleştirmektir . Ulusal kültürümüz amaçlanan gelişme düzeyine erdiğinde, Türk dili, büyük bir uygarlık dili niteliğlini kazanarak şimdi etkilenmekte bulunduğu dillere kavramlar vermeye başlayacaktır .
Dil-kültür konusundaki yapay çekişmelerin üstünde, varılmak istenen gerçek aşama budur .