Free Web Hosting by Netfirms
Web Hosting by Netfirms | Free Domain Names by Netfirms

Dilimiz kimliğimizdir...

Dilimiz sözcüğü, hiç kusku yok ki anadilimizi vurgulamaktadir. Altı yaşına değin edinilen dil insanın anadili ve kimliğidir.
Ondan sonra edinilecek dillerin sayısı ne denli çok olursa olsun bunlar ikincidir; anadil temeli üzerine konmuştur.

Sonradan çesitli ortamlarda öğrenilen yabancı dillerin temelindeki asıl dili, özgün dili yerinden söküp atma, insanı, kendi eğemenliğine alma gücü yoktur.
Eğitimbilimciler (pedagoglar) , "Ilk öğrenilenler , en son unutulur" demekle bu ilkin temel nitelikte olduğunu doğrulamaktalar.

"Dilimiz, kimliğimizdir", dedik:

Kim olduğumuzun, kimden, nereden, olduğumuzun aşilmammış bir yaftası, (rozeti, etiketi, simgesi) anadilimizdir.

İnsanoğlu sonradan edindiği ikinci bir dilin uzmanlığını yapsa ve en inceliğini dahi bilse , bu dille edebiî eserler verse de yine bilinç (şuur) altını anadil sıcaklığında besler; düşlerini onunla görür, coşkularını, öfkesini, kinini onunla dişa vurur; kendi öz diliyle söver; ancak böyle söverek boşalır. Çünkü ağzını dolduracak küfür, yüreğini ısıtacak sevgiyi, ancak kendi dilinde bulur.

İster yazı, ister konuşma dilinde olsun (zorunlu olmadikça) anadil yerine yabancı bir dil kullanmak ve anadille yapılacak bir anlatıma yabancı dil sözcükleri katmak bir basitlik, bir züppelik, bir cahillik belirtisidir.

Çok gerekli olmasına karşın Avustralyada'ki birinci kuşak toplumumuz İngilizce'yi şöyle böyle bilir; konuşması tarzanvaridir, yazmasına gelince hak getire. Bu bir bakıma doğal bir sonuçtur. Çünkü, dil öğrenmenin de bir yolu yordamı vardır. Bu, ne pazarda satılır, ne sokakta öğrenilir...

Dil bilgisi ya temelde ana kucğında, ya da okul sıralarına oturarak, yaşamın belli dönemlerinde öğrenilir. Bunun dışında öğrenilecek dil, sonradan sokma olarak sırıtır.

Avustralya ortamında doğup, büyüyüp yetişen ikinci, üçüncü kuşaklarımızın içinde bulundukları dili çok iyi öğrenmeleri yaşamsal bir gerçektir; şarttır, farzdır. Amma anadilini bilmemeleri tek sözcükle ayıptır!

Fakat buradaki ayıp, çocuğa değil, ana-babaya, eğitim ve öğretimcilere,basın ve yayıncılara aittir.Bu çocuklar ruh sağlığı içinde büyüyüp yetişirlerse sonraları öz dillerini bilmemenin acısını duyacaklar ve ana babalarını er geç suçlayacaklardır..

İşte Türkiyat bu noktadan yola çıkmakta ve toplum bireylerine bu sahada biraz olsun ısık tutarak yardımcı olmak iştiyakı içindedir.

Türkiyat