|
|
|
Fahri Erdinç
Fahri Erdinç 1917 yılında Akhisarda doğmuştur. Günümüz hikâye ve roman yazarlarındandır. 1936 yıında Balıkesir İlköğretmen Okulunu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. 1938 e kadar bir sure Ankara Konservatuvarı Tiyatro Bölumünde okuduktan sonra tekrar öğretmenliğe döndü.
1946 yılında Ankara Radyosunun Tiyatro Bölumünde aktorluk yaptı.Ankara Radyosunda on kadar oyunu oynandı. Siyasi nedenlerden dolayi Bulgaristan'a sığındı ve uzun müddet orada kaldı.
Bulgaristan'da önce şiirler yazdı ve 1945 te Şen Olasın Halep Şehri şiir kitabını çıkardı. 1947 den sonra da Seçilmis Hikâyeler ve bircok dergilerde yayımlanan ve toplumcu gerçekçilik ilkesine bağlı hikâyeleriyle tanındı.
Bulgaristanda 1952 yılında Göç adında bir oyun kitabı basıldı. Daha sonraları da yine Bulgaristanda yazarın, Akrepler (1952) , Asi (1955), Memleketimi Anlatıyorum (1960), Diriler Mezarliğı (1964) adında dört hikiâye kitabı basıldı.
1956 yılında yine Bulgaristanda İşte Böyle adında bir şiir kitabı çıkardı. 1958 de Alinin Biri, 1959 da Aci Lokma, 1966 da Kore Nire adinda üç romanı basıldı. Bu kitaplara sonraları baskalarını da ekledi. 1969 da Diriler Mezarliğı ve 1979 da Alinin Biri İstanbulda da basıldı. Anavatanda yasadığı yıllarda yazdığı hikâyeler ise ayrı bir kitapta toplandı.
1976 da Türkiye Hikâyeleri İstanbulda basıldı.
1978 de de İstanbul'da son romanı Kardeş Evi basıldı.
İşte Böyle şiir kitabından seçmeler ve Memleketimi
Anlatıyorum hikâye kitabından da seçilmiş hikâyelerini siz değerli
okurlara sunuyoruz.
İşte Böyle - Şiirler
KÖROĞLU
Sen esen rüzgardan hile sezerdin
Kalk hele şimdi gör yeller nicedir,
Zulum eden namertleri ezerdin
Kalk hele şimdi gör haller nicedir.
Tüfeğin icadı mertliği bozdu
Eğri kılıç kında kaldı, Köroğlu,
Düşman Ankarada bir düzen düzdü
Kaleyi içerden aldı, Köroğlu.
Şimdi ÓMarşal" diye geliyor emir
Bolu beyi Çankayaya yaslandı,
Tüfek bir şey değil, delikli demir,
Kırk beş senesinde atom seslendi.
Başbaşa verdiren derttir, Köroğlu,
Herkes imza verip seslenmelidir,
Barışı koruyan merttir, Köroğlu,
Harb diyen çılgınlar uslanmalıdır.
Yanaşan olmazsa söze, yazıya
Er koynunda yılan beslenmez olur,
Kır at kantarmayı alır azıya
Eğri kılıç kında paslanmaz olur.
Bugün eller atom lafı ederken
Sen yine gallavi yumruğuna bak,
Kimler ısırırsa öpeyim derken
Onların başında patlar bu kabak.
Atoma atom var, dişe karşı diş
İnsan için zaten ölüm elde bir,
Kül edip külolmak ne yabana iş
Hüner yaşamayı gül etmededir.
KARADENİZ
NEDİR bu çılgın çalkanış
neden atmış sende bet beniz,
ne döğünür durursun hey Karadeniz?
Bu şahlanan köpük talazı
Don boyunda yıkanan atların döşünden mi,
bu menevişli ışık yalazı
Tunanın gülüşünden mi,
bağrındaki kan izi
Kızılırmağın gözyaşından mı?
Anma bana Kaliakrayı,
unut Sivastopolu.
Destan oku bana o günden
nasıl açılmıştı Batumdan deniz yolu?
Bahset Hopaya ne tekneler götürdüğünden
her biri gazi tüfekler dolu,
bahset yoldaşlaın şen döndüğünden
boşaltılan teknelerle
şükran diye çiçek dolu.
Karadeniz Karadeniz,
onbeşleri gömdüğümüz
onbeşlerden küçük deniz!
Bizler, onbeşlerin evlatları,
hala Sinop kalesindeyiz.
Karadeniz, köpür, köpür,
poyrazla selamını getirdiğin erlere
lodosla bizlerden selam götür!
ÜLTRA CUMHURİYET
MİLLETİMİN
en yasuz mümessilleri mapustadır,
içerde işçisi var,
köylüsü var.
Mapusane meclis oldu memleketimde
giriş kapısı geniş
çıkış kapısı dar.
Bu meclis
gece gündüz içtima halindedir,
beklenen kanunu hazırlıyorlar.
SÜKÜT
Size göre süküt
vardan gelir
ikrardan gelir.
Mehmedimin sükütü
dardan gelir,
karardan gelir.
Size göre süküt
altındır 24 ayar.
Mehmedimin sükütü
baruttur, ateş geç değer
Onun yüreği fıçı
hınç dolu içi.
Lakin bu uzun sürmez
dillenir Mehmet,
üste de geçer.
Adeti böyledir onun
kırk kere ölçer de
bir kere biçer.
......MI DERİM?
Kafa dediğin
ancak işliyorsa kafadır,
yedi delikli tokmaksa eğer
ben ona kafa mı derim?
Toprak dediğin
uğrunda ölünürse topraktır,
varıp uzandığın çukursa eğer
ben ona toprak mı derim?
Bayrak dediğin
azatlığın ufkundaysa bayraktır,
dilençi torbasına dönerse eğer
ben ona bayrak mı derim?
İnsan dediğin
halinden memnun olmuyorsa insandır,
"Tanrım, şükür" diyorsa eğer
ben ona insan mı derim?
Sabır dediğin
bir gün gelip taşacaksa sabırdır,
ıslak barut gibi çürürse eğer
ben ona sabır mı derim?
Fahri Erdinç